İstinaf Yeniden Karar Verdiyse Temyiz Ölçüsü Farklı
7589 sayılı Kanun, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesine yeni bir fıkra ekledi. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu kabul edip yeniden esas hakkında karar verdiğinde, temyiz edilebilirlik artık temyiz sınırına değil, istinaf kesinlik sınırına göre ölçülüyor — iki istisnayla.
İstinaf Yeniden Karar Verdiyse Temyiz Ölçüsü Farklı
Bölge adliye mahkemesi bir istinaf başvurusunu kabul edip dosyayı ilk derece mahkemesine geri göndermek yerine kendisi yeniden esas hakkında karar verdiğinde, bu kararın temyiz edilip edilemeyeceği hangi ölçüye göre belirlenir?
Soru teknik görünüyor ama sonucu keskin: cevap yanlış verilirse ya kesinleşmiş bir karar temyiz edilmeye çalışılır, ya da temyiz edilebilir bir karar süresi geçtiği için kesinleşir.
7589 sayılı Kanun'un 25. maddesi, 362. maddeye üçüncü bir fıkra ekleyerek bu soruya doğrudan cevap verdi ve ölçüyü değiştirdi.
Önce genel kural: temyiz edilemeyen kararlar
- maddenin birinci fıkrası, bölge adliye mahkemesinin hangi kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağını sayıyor. Listenin başında parasal ölçüt var: "a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar."
İstinaf tarafında ise 341. maddenin ikinci fıkrası ayrı ve çok daha düşük bir eşik koyuyor: "Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir." İkinci cümle 24 Kasım 2016 tarihli 6763 sayılı Kanun'la eklenmiştir.
Bu iki rakam kanunun metnindeki temel tutarlardır ve sabit değildir. Kanuna 2016'da eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrası, 200, 201, 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırların "her takvim yılı başından geçerli olmak üzere", önceki yılda uygulanan sınırların Vergi Usul Kanunu uyarınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağını düzenliyor. Aynı fıkra bir yuvarlama kuralı da taşıyor: "Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz."
Asıl belirleyici olan ise hangi tarihin esas alınacağıdır ve bu, 4 Haziran 2025 tarihli 7550 sayılı Kanun'la değiştirilen ikinci fıkrada yazılı:
"200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır."
Yani ölçü, kararın verildiği yılın tutarı değil, davanın açıldığı tarihte geçerli olan tutardır. Yıllar süren bir yargılamada bu ayrım doğrudan sonuç değiştirir. Bu yazıda bilinçli olarak rakam verilmemesinin sebebi de budur.
Eklenen fıkra ve ölçünün değişmesi
Yeni üçüncü fıkra şöyle başlıyor:
"Bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmının, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması halinde temyiz edilebilir."
Buradaki asıl haber, atıf yapılan maddedir. Fıkra, temyiz edilebilirliği 362. maddedeki temyiz sınırına değil, 341. maddedeki istinaf kesinlik sınırına bağlıyor.
İki sınır arasındaki fark büyüktür — biri kanun metninde kırk bin, diğeri üç bin temel tutarla ifade edilmiştir. Ölçünün düşük olana çekilmesi, bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararların çok daha geniş bir kısmının temyiz denetimine açılması anlamına gelir.
Fıkranın bir başka inceliği, neyin ölçüleceğidir: davanın toplam değeri değil, kararın "kabul edilen ya da reddedilen kısmı".
İki istisna: fıkra kendi açtığı kapıyı daraltıyor
Fıkra "Şu kadar ki" diyerek iki hâlde temyiz yolunu yeniden kapatıyor. İkisi de dikkatle okunmalı, çünkü ikisi de yalnızca belirli bir koşulda devreye giriyor.
Birinci istisna — fark ölçüsü:
"a) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkrada belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen parasal sınırı geçmemesi halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamaz."
Burada iki koşul birlikte aranıyor. Bölge adliye mahkemesinin kararı temyiz sınırının altında olacak; ve bu karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki fark, istinaf kesinlik sınırını geçmeyecek.
Mantık açık: bölge adliye mahkemesi ilk derece kararını yalnızca cüzi biçimde değiştirmişse, bu küçük fark için temyiz yolunu açmanın anlamı yoktur. Ölçülen şey artık kararın kendisi değil, iki karar arasındaki mesafedir.
İkinci istisna — yalnız gider ve vekâlet ücreti:
"b) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkrada belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararın, sadece yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olması halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamaz."
Yine iki koşul birlikte: karar temyiz sınırının altında olacak ve yalnızca yargılama gideri ya da vekâlet ücretine ilişkin olacak.
Buradaki anahtar kelime **"sadece"**dir. Karar esasa da dokunuyor ve yanında gider veya vekâlet ücretini de değiştiriyorsa, bu bent uygulanmaz.
Sistemin bütünü
Üç kuralı birlikte okumak gerekiyor.
Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu kabul edip yeniden esas hakkında karar verdiyse, kararın kabul veya ret kısmı istinaf kesinlik sınırının üzerindeyse temyiz edilebilir. Bu, ana kuraldır ve önceki duruma göre kapıyı genişletir.
Ancak karar aynı zamanda temyiz sınırının altındaysa, iki filtre daha devreye girer: ilk derece kararıyla arasındaki fark küçükse, ya da karar sadece gider ve vekâlet ücretine ilişkinse, temyiz yolu kapanır.
Yani temyiz sınırının üzerindeki kararlarda bu iki istisna hiç uygulanmaz; ikisi de açıkça "temyiz sınırının altında kalan" kararlar için yazılmıştır.
Değişmeyen hükümler
- maddenin birinci fıkrasındaki diğer bentler yerinde duruyor. Kira ilişkisinden doğan davalara ilişkin özel düzenleme, sulh hukuk mahkemesinin görevine giren davalar, görev ve yetki kararları, çekişmesiz yargı işleri, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi, davanın nakli, geçici hukuki korumalar ve 353. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar bakımından temyiz yolu kapalıdır.
İkinci fıkra kısmi dava bakımından önemli bir kural taşıyor: alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamı dava edilmişse, asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü sınırı geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur; ancak karşı taraf temyize başvurursa diğer taraf da cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir.
Aynı kanun, davaların birleştirilmesi ve ayrılmasında kanun yolu rejimini de değiştirdi: 168. madde baştan yazıldı; maddenin bugünkü birinci fıkrası, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı "sadece istinaf yoluna başvurulabileceğini" düzenliyor.
Bu Süreçte Bilinmesi Gerekenler
Temyiz süresi, 361. maddenin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi kararının tebliğinden itibaren iki haftadır.
7589 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi, 362. maddeye eklenen üçüncü fıkra bakımından ayrı bir geçiş kuralı öngörmemiştir; fıkra 31 Temmuz 2026'da yürürlüğe girmiştir.
Yeni fıkra yalnızca bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararlar için geçerlidir; istinaf başvurusunun esastan reddi ya da dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi hâlleri farklıdır.
Ölçü, 362. maddedeki temyiz sınırı değil, 341. maddenin ikinci fıkrasındaki istinaf kesinlik sınırıdır.
Ölçülen şey davanın toplam değeri değil, kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmıdır.
Karar temyiz sınırının altındaysa iki istisna devreye girer: ilk derece kararıyla arasındaki farkın küçük olması, ya da kararın sadece yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olması.
İstisnaların ikisi de yalnızca temyiz sınırının altındaki kararlar için yazılmıştır.
Kanun metnindeki tutarlar temel tutarlardır; ek 1. maddenin birinci fıkrası uyarınca her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılır. Hesapta ise ikinci fıkra gereği davanın açıldığı tarihteki tutar esas alınır — kararın verildiği yılınki değil.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki görüş ya da tavsiye niteliği taşımaz. Parasal sınırlar her takvim yılında değiştiğinden ve bu maddelerde davanın açıldığı tarihteki tutar esas alındığından, temyiz edilebilirlik değerlendirmesi dosyanın kendi tarihlerine göre yapılmalıdır.