Tüm Makaleler
Usul Hukuku5 dk okuma

Duruşmalar Arasındaki Süre Artık Üç Ayı Geçemez

31 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 147. maddesine bir fıkra ekledi: duruşmalar arasındaki süre üç aydan uzun olamaz. Basit yargılamada 2011'den beri var olan bir aylık sınırın yazılı yargılamaya taşınmış hâlidir. Kural mutlak değil; hâkim gerekçesini belirterek daha uzun süre verebilir.

Duruşmalar Arasındaki Süre Artık Üç Ayı Geçemez

Dava açan herkesin sorduğu soruya, yazılı yargılama usulünde ilk kez bir sayı eşlik ediyor.

31 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 147. maddesine üçüncü bir fıkra eklendi:

"Duruşmalar arasındaki süre üç aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir."

Bu sayı, Türk usul hukukuna yeni girmiş değil: basit yargılama usulünde 2011'den beri bir aylık bir sınır zaten vardı. Yeni olan, sınırın yazılı yargılama usulüne taşınması — ve bir ay yerine üç ay olarak yazılması.

İkinci cümle olmadan okunursa hüküm yanlış anlaşılır; ona da geleceğiz.

Daha önce ne vardı: bir ilke, bir de basit yargılamada bir sayı

Yargılamanın hızına ilişkin ilke yeni değil. Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrası şunu söylüyor: "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 30. maddesi aynı yükümlülüğü hâkime bağlıyor: "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."

Ama sayı da büsbütün yeni değil. Basit yargılama usulünü düzenleyen 320. maddenin üçüncü fıkrası 2011'den bu yana yürürlükte:

"Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir."

İki metin yan yana konduğunda yeni fıkranın ne olduğu netleşiyor: basit yargılamadaki kalıbın yazılı yargılama usulüne taşınması. İstisna cümlesi neredeyse aynı — aynı iki örnek, aynı gerekçe zorunluluğu. Değişen, sayının kendisi: bir ay yerine üç ay.

Bu, hükmün değerini azaltmıyor; yerini doğru gösteriyor. Sulh hukuk mahkemelerinde ve basit yargılamaya tabi işlerde sınır zaten vardı. Yeni olan, asliye hukuk mahkemelerinde görülen ve yazılı yargılama usulüne tabi olan davalarda — duruşma aralığı için ilk kez sayısal bir ölçü bulunmasıdır.

İkinci cümle kuralı istisnasız olmaktan çıkarıyor

Fıkra, üç ayı mutlak bir tavan olarak koymuyor. İkinci cümle, hâkime daha uzun süre belirleme yetkisi tanıyor — ama bu yetkiyi iki koşula bağlıyor.

Birincisi, hâl "zorunlu" olmalı. Fıkra iki örnek sayıyor: "bilirkişi incelemesinin uzaması" ve "istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi". Cümledeki "gibi" ifadesi listeyi kapatmıyor; ama saydığı iki örnek, ne tür hâllerin kastedildiğini gösteriyor. İkisi de mahkemenin denetimi dışında kalan, başka bir mercinin ya da uzmanın çalışmasına bağlı gecikmelerdir.

İkincisi — ve pratikte belirleyici olan — hâkim gerekçesini belirtmek zorunda. Fıkra "belirleyebilir" demiyor; "gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir" diyor.

Bu, tarafın eline somut bir şey veriyor. Üç ayı aşan bir duruşma günü verildiğinde, artık sorulabilecek bir soru var: bu sürenin gerekçesi nedir ve tutanağa geçmiş midir?

Gerekçe zorunluluğu, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" kuralıyla da aynı yöne bakıyor.

Kural hangi aralığı kapsıyor

Fıkra, 147. maddenin içine yerleştirilmiş. Bu maddenin başlığı "Tarafların duruşmaya daveti" ve birinci fıkrası şöyle: "Taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilir."

Yani hükmün doğal yeri, ön incelemeden sonra başlayan tahkikat aşamasıdır. "Duruşmalar arasındaki süre" ifadesi, iki duruşma arasını ölçer; davanın açılışından ilk duruşmaya kadar geçen süreyi doğrudan düzenlemez.

Bu ayrım önemlidir, çünkü yargılamadaki beklemenin bir kısmı duruşmalar arasında değil, dosyanın duruşmaya gelene kadar geçen aşamalarında yaşanır. Yeni fıkra, bu ikinci tür beklemeye bir sayı koymuyor.

Sürenin kısalması tarafa da yük getirir

Duruşma aralıklarının daralması, yalnızca mahkemeyi ilgilendiren bir düzenleme değil. Tarafın hazırlık için sahip olduğu süre de kısalır.

Bilirkişi raporuna itiraz, tanık listesinin hazırlanması, belge temini ve karşı tarafın beyanına cevap gibi işler, iki duruşma arasındaki boşlukta yapılır. O boşluk daraldığında, aynı işler daha dar bir pencereye sığdırılmak zorunda kalır.

Buna karşılık kaçırılan duruşmanın sonucu değişmedi ve o sonuç ağırdır. 150. maddenin birinci fıkrası, usulüne uygun davet edilmiş tarafların duruşmaya gelmemesi ya da davayı takip etmeyeceklerini bildirmesi hâlinde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verileceğini düzenliyor. Dördüncü fıkraya göre işlemden kaldırılan dava üç ay içinde yenilenebilir; ancak işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talep edilirse yeniden harç alınır ve bu harç karşı tarafa yüklenemez.

Beşinci fıkra sınırı çiziyor: üç ay içinde yenilenmeyen dava, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır. Altıncı fıkra ise ikinci bir şans tanımıyor: yenilenmiş olan dava, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz.

Yedinci fıkra sonucu tamamlıyor: "Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır."

Yani duruşmalar sıklaştıkça, takvim takibindeki bir hatanın maliyeti de sıklaşır.

Bu hüküm ne değildir

Fıkranın vaat etmediği şeyleri de söylemek gerekiyor, çünkü "davalar üç ayda bitecek" gibi bir beklenti kanun metninde karşılığı olmayan bir beklentidir.

Hüküm, davanın toplam süresine bir sınır getirmiyor. Yalnızca iki duruşma arasındaki boşluğu düzenliyor. Bir davada altı duruşma yapılacaksa, üçer aylık aralıklarla dahi ciddi bir süre geçer.

Hüküm, bilirkişi incelemesinin kendisine süre koymuyor. Aksine, incelemenin uzamasını üç ayı aşmanın meşru sebebi olarak sayıyor.

Fıkrada, sürenin aşılması hâline bağlanmış bir usul yaptırımı da yok. Üç ayı aşan bir duruşma günü verilmesi, kendiliğinden bir usul sakatlığı doğurmuyor. Bu, hükmün hiçbir sonucu olmadığı anlamına gelmez: gerekçe gösterilmemesi ayrı bir eksikliktir ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması, Anayasa'nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkı çerçevesinde ayrıca değerlendirilebilir. Fıkranın kendi gücü ise gerekçe zorunluluğunda ve bu gerekçenin denetlenebilir hâle gelmesindedir.

Aynı kanunun yargılamayı etkileyen bir başka düzenlemesini ayrıca ele aldık: belirsiz alacak davası kaldırıldı, yerine ne geldi.

Bu Süreçte Bilinmesi Gerekenler

Kural 31 Temmuz 2026'da yürürlüğe girdi; 7589 sayılı Kanun'un 26. maddesi uyarınca bu madde yayımı tarihinde yürürlüğe giren maddeler arasındadır.

Sınır iki duruşma arasını ölçer; davanın toplam süresine ya da ilk duruşmaya kadar geçen süreye ilişkin bir hüküm değildir.

Üç ay mutlak değildir; zorunlu hâllerde hâkim daha uzun süre belirleyebilir.

Ancak bu yetki gerekçe belirtmeye bağlanmıştır — tarafın soracağı soru budur.

Fıkrada sayılan örnekler bilirkişi incelemesinin uzaması ve istinabe yoluyla tahkikattır; ikisi de mahkemenin denetimi dışındaki gecikmelerdir.

Duruşmaların sıklaşması hazırlık süresini de kısaltır; 150. maddedeki işlemden kaldırma ve açılmamış sayılma sonuçları değişmemiştir.


Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki görüş ya da tavsiye niteliği taşımaz. Duruşma takvimi ve dosyanın işlemden kaldırılmasına ilişkin süreler, her dosyanın kendi seyrine göre değerlendirilir.