Stajyer İşçi Sayılmaz — Ama İş Kazasında Bu Sonucu Değiştirmez
İş Kanunu'nun 4. maddesi çırakları kapsam dışında bırakır. Buna karşılık İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çırak ve stajyerleri açıkça kapsar. 5510 sayılı Kanun ile Mesleki Eğitim Kanunu ise dar bir çevreyi sayar: çırak ve öğrenimi sırasında staja tabi tutulan öğrenci.
Stajyer İşçi Sayılmaz — Ama İş Kazasında Bu Sonucu Değiştirmez
Bir stajyer ya da çırak işyerinde kaza geçirdiğinde ilk kurulan cümle çoğunlukla şudur: "O işçi değil ki."
Bu cümlenin ilk yarısı doğrudur. İkinci yarısı — yani bundan çıkarılan sonuç — kanun metniyle örtüşmüyor. Çünkü Türk hukuku bu kişileri İş Kanunu'nun dışında bırakırken başka kanunların içinde tutmuştur. Ama kapsamlar aynı değil ve bu yazının omurgası bu asimetridir: İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çırak ve stajyerleri ismen sayarak geniş bir çevreyi kapsarken, 5510 sayılı Kanun ile Mesleki Eğitim Kanunu daha dar bir çevreye — çırak ile öğrenimi sırasında staja tabi tutulan öğrenciye — seslenir.
İş Kanunu gerçekten uygulanmıyor
İş Kanunu'nun 4. maddesi, Kanun'un uygulanmayacağı işleri ve iş ilişkilerini sayıyor. Listenin (f) bendi kısa: "(…) çıraklar hakkında". Parantez içindeki elizyon, iş sağlığı ve güvenliği hükümlerini saklı tutan ve 6331 sayılı Kanun'un yürürlüğüyle mülga olan ibareye aittir — yani çırakların İş Kanunu dışında bırakılması, iş sağlığı ve güvenliği koruması dışında bırakıldıkları anlamına hiçbir zaman gelmemiştir.
Yani çırak, İş Kanunu anlamında işçi değildir. Kıdem tazminatı, ihbar öneli, yıllık izin gibi o Kanun'a bağlı haklar doğrudan uygulanmaz.
Aynı maddede stajyerler sayılmamıştır. Stajyerin durumu, İş Kanunu'nda bir istisna bendine değil, aradaki ilişkinin niteliğine bağlıdır: ortada bir hizmet akdi mi, yoksa mesleki eğitim ilişkisi mi vardır? Uygulamada, mesleki eğitimin bir parçası olarak yürütülen staj bakımından hizmet akdinden söz edilmediği için İş Kanunu hakları gündeme gelmez; ancak fiilen işçi gibi çalıştırılan bir "stajyer" bakımından bu değerlendirme değişebilir. Ölçü, sözleşmenin adı değil, ilişkinin gerçekte nasıl kurulduğudur.
Buraya kadar yaygın bilgi doğru. Asıl yanlış, bundan sonra başlıyor.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ikisini de açıkça sayıyor
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrası, kapsamı belirlerken tereddüde yer bırakmıyor:
"Bu Kanun; kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanır."
Kanun burada bir yorum boşluğu bırakmamış; çırak ve stajyerleri ismen saymış. Bu, tesadüfi bir ifade değildir — tam da "onlar işçi değil" itirazını baştan kapatmak için konulmuş bir ibaredir.
Maddenin ikinci fıkrası istisnaları sayıyor: Türk Silahlı Kuvvetleri, genel kolluk ve Millî İstihbarat Teşkilatı'nın belirli faaliyetleri, afet ve acil durum birimlerinin müdahale faaliyetleri, ev hizmetleri, çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına üretim yapanlar ve infaz hizmetleri sırasındaki belirli faaliyetler. Çırak ve stajyerler bu istisnaların hiçbirinde yer almıyor.
Sonuç şudur: risk değerlendirmesi, eğitim, gözetim, koruyucu donanım gibi işverene yüklenen bütün yükümlülükler, işyerindeki stajyer ve çırak bakımından da geçerlidir.
Sosyal sigorta: iş kazası sigortalısı sayılıyorlar
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 5. maddesinin (b) bendi, kimlerin hangi sigorta kollarına tabi olduğunu belirlerken bu grubu ayrıca düzenliyor.
Bende göre, Mesleki Eğitim Kanunu'nda belirtilen aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler hakkında "iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası" uygulanır. Mesleki ve teknik ortaöğretim ile yükseköğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrenciler ile tamamlayıcı eğitim veya alan eğitimi gören öğrenciler, kamu kurum ve kuruluşları tarafından desteklenen projelerdeki bursiyerler ve kısmi zamanlı çalıştırılan öğrenciler bakımından ise — belirtilen kazanç sınırı içinde kalmak kaydıyla — "iş kazası ve meslek hastalığı sigortası" uygulanır.
Bendin devamı önemlidir: "Bu bentte sayılanlar, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar ve bunlardan bakmakla yükümlü olunan kişi durumunda olmayanlar hakkında ayrıca genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır."
Burada bir kapsam uyarısı şart: bendin saydığı kişi, öğrenimi sırasında staja tabi tutulan öğrencidir. Öğrenci sıfatı ya da zorunlu staj ilişkisi bulunmayan "gönüllü stajyer" ile avukatlık stajyeri gibi kendi özel kanununa tabi stajyerler bu bendin de 3308 sayılı Kanun'un da kapsamında değildir; onlar bakımından ilişki, fiilî durumuna göre ayrıca nitelendirilir.
Yani sigortalılık sıfatı tartışmalı değildir. İş kazası bildirimi, geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri gibi sonuçlar bu sıfata bağlanır.
Mesleki Eğitim Kanunu, işverenin sorumluluğunu tek cümlede yazmış
Bütün tartışmayı kesen hüküm, İş Kanunu'nda ya da 6331'de değil, Mesleki Eğitim Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrasındadır.
"Aday çırak, çırak ve öğrencinin eğitimi sırasında işyerinin kusuru halinde meydana gelecek iş kazaları ve meslek hastalıklarından işveren sorumludur."
Tek cümle, iki sonuç doğuruyor.
Birincisi, sorumluluk açıkça işverendedir. Bunun için hizmet akdi aramaya, İş Kanunu'nun uygulanıp uygulanmadığını tartışmaya gerek yoktur; hüküm doğrudan bu ilişki için yazılmıştır.
İkincisi, sorumluluğun ölçüsü **"işyerinin kusuru"**dur. Yani kusursuz sorumluluk değil, kusura dayalı bir sorumluluktur. Buradaki tartışma da doğal olarak iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediği üzerinde yürür — ki o yükümlülüklerin çırak ve stajyeri kapsadığını yukarıda gördük. İki madde birbirini besliyor: 6331 yükümlülüğü koyuyor, 3308 yükümlülüğe aykırılığın sonucunu bağlıyor.
Primi başkası ödüyor, sorumluluk işverende kalıyor
- maddenin dördüncü fıkrası, uygulamada işverenlerin sık dile getirdiği bir itirazın kaynağını da açıklıyor:
"Aday çırak, çıraklar, işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarında okumakta iken staja, tamamlayıcı eğitime veya alan eğitimine tabi tutulan öğrencilerin sigorta primleri asgari ücretin yüzde ellisi üzerinden, Bakanlık ile mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumlarının bağlı olduğu üniversitelerin bütçesine konulan ödenekten karşılanır."
Yani bu kişilerin sigorta primi işveren tarafından değil, fıkrada gösterilen kurumlarca ödenir; yükseköğrenim stajyerlerinde prim, 5510 sayılı Kanun'un 87. maddesinin (e) bendi uyarınca öğrenim görülen kuruma aittir.
Bundan çıkarılan yaygın sonuç şudur: "Primini ben ödemiyorum, o hâlde benim sigortalım değil, sorumluluğum da yok."
Kanun bu sonucu vermiyor. Prim yükümlülüğünün kimde olduğu ayrı bir konudur; iş kazasından doğan sorumluluk, aynı maddenin ikinci fıkrasında işverene bırakılmıştır. İki fıkra yan yana duruyor ve birbirini iptal etmiyor.
Ücret tarafında da bir taban var
Konunun bitişiğinde duran ve sık karıştırılan bir başka nokta, ödenecek ücrettir. 25. maddenin birinci fıkrası, ücretin sözleşmeyle belirleneceğini söyledikten sonra taban koyuyor.
İşletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarında staj veya tamamlayıcı eğitim gören öğrencilere, yirmi ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde asgari ücretin net tutarının yüzde otuzundan, yirmiden az personel çalıştıran işyerlerinde yüzde onbeşinden az ücret ödenemez. Aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde otuzundan, kalfalık yeterliğini kazanan mesleki eğitim merkezi 12. sınıf öğrencilerine asgari ücretin yüzde ellisinden az ödenemez.
Fıkranın son cümlesi bir istisna getiriyor: staj yapacak işletme bulunamaması nedeniyle stajını okulda yapan ortaöğretim öğrencileri ile yükseköğretim kurumlarında yapan öğrenciler bu taban kuralının dışındadır.
Üçüncü fıkra da eklenmeli: "Aday çırak, çırak ve öğrencilere ödenecek ücretler her türlü vergiden müstesnadır."
Kaza gerçekleştiğinde ne oluyor
Sigortalılık sıfatı ve işverenin sorumluluğu ayrı ayrı işler; biri diğerinin yerine geçmez.
Sosyal güvenlik tarafında, 5510 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (b) bendi uyarınca iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır ve buna bağlı ödemeler gündeme gelir.
Sorumluluk tarafında ise 3308 sayılı Kanun'un 25. maddesinin ikinci fıkrası, işyerinin kusuru hâlinde işverenin sorumlu olduğunu düzenler. Bu, sosyal güvenlik ödemelerinden bağımsız olarak değerlendirilen bir sorumluluktur.
Tazminat talebinin kapsamı, hesabı ve özellikle zamanaşımı, iş kazalarında başlı başına bir konudur ve kaza aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa süre uzayabilir. Bunu ayrıca ele almıştık: iş kazası tazminatı ve zamanaşımı.
Bu Süreçte Bilinmesi Gerekenler
"Çırak işçi değildir" doğrudur — İş Kanunu'nun 4. maddesinin (f) bendi bunu açıkça söyler. Ancak bu, korumasız olduğu anlamına gelmez.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çırak ve stajyerleri ismen sayar; 2. maddedeki istisnalar arasında yer almazlar.
Çırak ve öğrenimi sırasında staja tabi tutulan öğrenci sigortalı sayılır; 5510 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (b) bendi bunlar hakkında iş kazası ve meslek hastalığı sigortasını uygular. Öğrenci sıfatı bulunmayan ya da zorunlu staj ilişkisine dayanmayan kişiler bu bendin dışındadır.
İşverenin sorumluluğu ayrıca yazılıdır: 3308 sayılı Kanun'un 25. maddesinin ikinci fıkrası, aday çırak, çırak ve öğrencinin eğitimi sırasında işyerinin kusuru hâlinde işvereni sorumlu tutar. Bu hüküm, 3308 sayılı Kanun'un kendi tanımladığı öğrenci çevresine ilişkindir; 5510 sayılı Kanun'un kapsamı ise yükseköğrenimi sırasında staja tabi tutulanları da içerdiği için iki çevre kesişir, ama birebir örtüşmez.
Primin başka bir kurumca karşılanıyor olması sorumluluğu kaldırmaz; iki fıkra aynı maddede yan yana durur.
Ücrette kanuni bir taban vardır ve taban, işyerinde çalışan personel sayısına göre değişir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki görüş ya da tavsiye niteliği taşımaz. İlişkinin niteliği, kusur değerlendirmesi ve süreler her olayın kendi koşullarına göre belirlenir.