Karşı Tarafın Dilekçesinde Size Görünmeyen Bir Talimat Olabilir
Belgeye beyaz üzerine beyaz gömülen bir cümle, avukatın yapay zekâ aracını yönlendirebiliyor. İki ülkede mahkeme kararına konu oldu. Türk hukukunda hangi hüküm devreye girer, hangisi girmez?
Bir dilekçe düşünün. Ekranda okuduğunuzda her şey yerli yerinde: vakıalar, deliller, netice-i talep. Ama belgenin içinde, sizin göremediğiniz bir cümle daha var. Beyaz zemine beyaz renkle, üç punto büyüklüğünde yazılmış ve size hitap etmiyor. Sizin kullandığınız yapay zekâ aracına hitap ediyor ve ondan, ürettiği metnin sunulan dilekçeyle uyumlu olmasını istiyor.
Bu varsayımsal bir senaryo değil. Yukarıdaki cümle, 2026 yazında bir Amerikan eyalet mahkemesine sunulmuş gerçek bir dilekçenin içinden çıktı.
Önce olan bitene bakalım
İki ülkede, iki ayrı mahkeme bu konuda karar verdi.
Connecticut'ta kendini temsil eden bir davacı, ilk derece mahkemesine sunduğu dilekçelere beyaz üzerine beyaz, üç puntoluk bir talimat gömdü. Gizleme bir mahkeme çalışanının dikkatiyle ortaya çıktı: son dilekçelerdeki satır aralıkları, aynı davacının daha önce sunduğu belgelerle uyuşmuyordu — yani gizleme, sanıldığı kadar da görünmez değildi. Mahkeme fiili, hâkimle gizlice tek taraflı iletişim kurmaya benzetti ve yaptırım olarak davacının elektronik dosyalama yetkisini iptal etti; bundan böyle her belgeyi elden verecek. Davacı, sonraki dilekçelerine de gizli ibareler saklamayı sürdürdü.
Brezilya'da ise fail bu kez avukatlardı. Pará eyaletindeki bir iş mahkemesine sunulan dilekçeye, yine beyaz üzerine beyaz, küçültülmüş puntoyla bir talimat gömülmüştü ve hedef, Brezilya yargısının hâkimlere karar taslağı hazırlayan kendi yapay zekâ aracıydı. Talimat, dilekçeye yalnızca yüzeysel itiraz edilmesini ve eklerdeki belgelerin sorgulanmamasını söylüyordu. Avukatlar savunmalarında talimatın, karşı tarafın yapay zekâ kullanma ihtimaline karşı savunma amacı taşıdığını ileri sürdü; mahkeme bu savunmayı kabul etmedi, dava değerinin yüzde onu oranında para cezasına hükmetti ve durumu baroya bildirdi.
Brezilya vakasının en öğretici yanı sonucudur: saldırı başarısız oldu. Mahkemenin aracı gizli içeriği tespit etti ve işlemeyi reddetti. Yani "belgeye gömüldüğü an işler" gibi bir otomatiklik yok. Ama mahkeme, aracın fiilen etkilenip etkilenmediğini araştırmadı bile; gizli talimat içeren bir dilekçenin sunulmuş olmasını usulî dürüstlüğe aykırılık için yeterli gördü.
Bu ayrım önemli, çünkü fiilin hukuki niteliğini belirleyen şey sonucu değil, kendisi.
Türkiye'de durum
Türk mahkemelerinde bu konuda yayımlanmış bir karar bulunamadı. Adalet Bakanlığı karar arama sisteminde, Ağustos 2026 itibarıyla Yargıtay, Danıştay, bölge adliye ve yerel mahkeme kararları üzerinde "gizli talimat", "komut enjeksiyonu" ve "gömülü talimat" kavramlarıyla yapılan aramalar sonuç vermiyor. Bunu açıkça söylemek gerekiyor, çünkü bu boşluk yazının geri kalanının zeminidir.
Buna karşılık, meselenin kapısına gelen bir kayıt var. İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/1168 esas sayılı dosyasında, davalı vekili cevap dilekçesinde karşı tarafın "dava dilekçesini yapay zekâ motoruna yazdırdığını, hatta dilekçesinde gerçekte var olmayan anayasa kararına dayandığını" ileri sürdü. İkinci cevap dilekçesinde iddiasını somutlaştırdı: dilekçede "en önemli dayanak" olarak gösterilen bir Anayasa Mahkemesi kararının hukuk sistemimizde bulunmadığını, üstelik o paragraftaki "bu karar tam olarak sizin durumunuzla ilgilidir" ve "argümanınızı doğrudan destekleyen en önemli karardır" ifadelerinin bir avukatın mahkemeye hitabı değil, "bir yapay zekâ robotunun kullanıcısına verdiği cevabın dilekçeye kopyalanmış hali" olduğunu yazdı.
Karşı taraf bu iddiayı reddetti; hukuken anlamsız, ispatsız ve tartışmayı saptırmaya yönelik olduğunu, ispat yükünün iddia edende bulunduğunu savundu.
Mahkeme bu tartışmayı karara bağlamadı. Uyuşmazlığın temelinde işçi-işveren ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verdi ve dosyayı iş mahkemesine gönderdi. Dolayısıyla bu karar "Türk mahkemesi yapay zekâ halüsinasyonunu yaptırıma bağladı" diye okunamaz. Buradaki tespit yalnızca dosya kaydına ilişkindir: iddia ispatlanmamış, mahkemece hiçbir yönde değerlendirilmemiş ve karar kesinleşmemiştir. İlgiyi hak eden şey taraflardan herhangi birinin tutumu değil, tartışmanın Türk yargı kaydına girmiş olmasıdır — ve bu, meselenin ne kadar yakın olduğunu gösterir.
Not: gömülü talimat ile uydurma içtihat aynı şey değildir. İlkinde belgeye başkası müdahale eder, ikincisinde aracı kullanan kişi çıktıyı denetlemez. Ama ikisi de aynı kök soruya çıkar: avukatın kullandığı aracın ürettiği metnin sorumluluğu kimdedir?
Türk ceza hukuku bu fiile ne diyor
Burada dürüst olmak gerekiyor: mevcut hükümler bu senaryoya tam oturmuyor ve nedeni maddelerin lafzındadır.
Bilişim sistemine girme. Türk Ceza Kanunu'nun 243. maddesi, bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına "hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden" kimseyi cezalandırır. Gizli talimatı taşıyan belgeyi avukat kendi iradesiyle kendi aracına yüklüyorsa, ortada giren biri yoktur; belge, sistemi kullanan kişi tarafından içeri alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrası verilerin yok olması ya da değişmesi hâlinde ceza öngörür, ama bunu "bu fiil nedeniyle" diyerek birinci fıkradaki giriş fiiline bağlar. Giriş yoksa o fıkra da bağlanamaz.
Verileri değiştirme. Asıl elverişli hüküm 244. maddedir. İkinci fıkra, bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren ya da erişilmez kılanın yanında "sisteme veri yerleştiren" kişiyi de cezalandırır — ve bu fıkra, 243. maddeden farklı olarak sisteme girme ön şartı içermez. Birinci fıkradaki "işleyişini engelleyen veya bozan" ibaresi de tartışmaya açıktır. Üçüncü fıkra ise kamu kurumuna ait bir bilişim sistemi üzerinde işlenmesi hâlinde cezayı artırır; mahkemelerin kendi araçları söz konusu olduğunda bu fıkra doğrudan gündeme gelir.
Sahtecilik. Özel belgede sahtecilik, gerçek bir özel belgeyi "başkalarını aldatacak şekilde" değiştirmeyi ve kullanmayı birlikte arar; değiştirme tek başına yetmez. Gömülü talimatta belgenin görünen içeriği gerçektir; eklenen katmanın hedefi ise insan değil makinedir. Maddenin aradığı aldatma objesinin bir yazılım olup olamayacağı, madde metninden çıkmaz. Yargıtay'ın elektronik belgeler konusunda son yıllarda ağırlık kazanan yaklaşımı burada bir köprü kurabilir: kararlarda, hukuki değer taşıyan, düzenleyeni belli, tamamlanmış ve sabitlenmiş elektronik belgelerin de sahtecilik suçunun konusunu oluşturabileceği, kanun koyucunun bu konuda özel düzenleme yapmasına gerek bulunmadığı vurgulanmaktadır. Ancak aynı Dairenin bazı elektronik veri girişlerini belge saymayan kararları da mevcuttur; içtihat henüz tek yönlü değildir. Ancak bu içtihat belgenin elektronik olması hakkındadır; aldatılanın makine olması hakkında değil. Ayrım burada durur.
Dolandırıcılık. 157. madde "hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp" onun veya başkasının zararına yarar sağlamayı arar. Gömülü talimatla doğrudan yanıltılan bir yazılımdır; ancak yazılımın çıktısı üzerinden avukat ya da hâkim yanılgıya düşürülüyorsa unsur dolaylı olarak kurulabilir. Yine de malvarlığı zararı ve yarar unsuru olmadan — yalnızca usulî bir avantaj elde edilmişse — madde metni karşılanmaz. Nitelikli hâller arasında bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması ve serbest meslek sahiplerinin mesleklerinden dolayı duyulan güveni kötüye kullanması sayılmıştır; fail avukatsa ikincisi doğrudan gündeme gelir.
Kişisel veriler. Gömülü talimat, aracı müvekkil verisini dışarı vermeye yönlendiriyorsa 136. madde devreye girer. Ancak madde tamamlanmış fiili arar: veri fiilen ele geçirilmemişse, yalnızca talimatın gömülmüş olması bu maddeyi doldurmaz.
- maddenin dördüncü fıkrası ayrıca, bu fiiller yoluyla kişinin kendisine veya başkasına haksız bir çıkar sağlamasını daha ağır cezaya bağlar; usulî bir avantajın bu fıkra anlamında "haksız çıkar" sayılıp sayılmayacağı ise henüz denenmemiş bir sorudur.
Toparlarsak: metin düzeyinde en elverişli hüküm 244. maddenin ikinci fıkrasıdır. Diğerleri ya bir giriş fiili, ya bir insanın aldatılması, ya da bir malvarlığı zararı aramaktadır.
Usul hukuku tarafı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesi belgeyi geniş tanımlar ve elektronik ortamdaki verileri açıkça belge sayar. Yani gömülü katman, belgenin dışında bir şey değildir; belgenin parçasıdır.
Buna karşılık kanunun sahtelik prosedürü bu senaryoya kalıplanmaz. 208. madde ve devamı "yazı veya imzayı inkâr" ekseni üzerine kuruludur; oysa burada yazı da imza da gerçektir. Dolayısıyla dayanak başka yerde aranmalıdır: 29. madde tarafların dürüstlük kuralına uygun davranmasını ve vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun yapmasını emreder. 31. madde hâkime, çelişkili gördüğü hususlarda açıklama yaptırma ve delil gösterilmesini isteme yetkisi verir. 189. maddenin ikinci fıkrası ise hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağını söyler.
Yaptırım tarafında ise 329. madde doğrudan bir kapı sunuyor: kötüniyetli tarafa disiplin para cezası verilebilir ve maddenin ikinci fıkrası, "bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise" cezanın vekil hakkında uygulanacağını açıkça söyler.
Brezilya mahkemesinin yaptığı da tam olarak buydu: aracın etkilenip etkilenmediğini araştırmak yerine, gizli talimat içeren bir dilekçe sunmayı başlı başına usulî dürüstlük ihlali saydı. Türk hukukunda 29. madde aynı kapıyı açar.
Peki ya avukatın kendi sorumluluğu
Bu ikinci ve daha yakın soru. Çünkü gömülü talimatın işe yaraması için birinin o belgeyi denetimsiz biçimde bir araca vermesi ve çıkan sonucu doğrulamadan kullanması gerekir.
Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesi avukatların görevlerini "özen, doğruluk ve onur içinde" yerine getirmesini emreder. Aynı Kanun'un 134. maddesi — ki 24 Aralık 2025 tarihli değişiklikle başlığıyla birlikte yeniden yazılmıştır — "özen ve doğruluk yükümlülüklerine uymayan hâl ve hareketlerin" tespiti hâlinde disiplin cezası verileceğini söyler. Borçlar Kanunu'nun 506. maddesi vekilin işi sadakat ve özenle yürütmesini ister ve ölçütü açıkça koyar: "benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış."
Hiçbirinde yapay zekâ geçmez. Geçmesine de gerek yoktur; özen ölçütü araca göre değil, işe göre kurulur.
Bir noktada ise mevcut hükümler gerçekten yetersiz kalıyor. Borçlar Kanunu'nun 116. maddesi, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olduğunu düzenler. Ama madde yardımcıyı kişi olarak tanımlar — "birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi". Bir yazılımın bu tanıma girip giremeyeceği metinden çıkmaz. Buna karşılık aynı maddenin son fıkrası, izne tabi bir meslek söz konusu olduğunda yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olunmayacağına dair anlaşmaları kesin olarak hükümsüz sayar. Yani avukatlıkta, sorumluluğu araca havale eden bir sözleşme kaydı en baştan geçersizdir.
Kişisel verilere gelince: Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 12. maddesi veri sorumlusuna, kişisel verilere hukuka aykırı erişimi önlemek amacıyla "gerekli her türlü teknik ve idari tedbiri" alma yükümlülüğü yükler. Verilerin başka bir gerçek veya tüzel kişi tarafından işlenmesi hâlinde — bulut tabanlı bir araç kullanılıyorsa durum budur — sorumluluk müşterektir. Ve işlenen verilerin kanuni olmayan yollarla başkalarınca elde edilmesi hâlinde bildirim yükümlülüğü doğar.
Ne yapılabilir
Teknik bir kale kurmaya gerek yok; bu bölümde anlatılacak olan tek şey aslında bir alışkanlık.
Bu yazıda anlatılan iki vakada kullanılan gizleme yöntemlerinin ortak bir zayıflığı var: düz metne dönüştüğünde görünür hâle geliyorlar. Connecticut'ta gizli talimat özel bir yazılımla değil, sayfadaki satır aralığı düzensizliğiyle fark edildi. Beyaz üzerine beyaz yazı da, üç puntoluk metin de, insan gözünden kaçmak için tasarlanmıştır; metin çıkarma işleminden kaçmak için değil — zaten amaçları da tam olarak makineye okunmaktır.
Buradan pratik bir kural çıkıyor: karşı taraftan gelen bir belgeyi bir araca vermeden önce düz metne çevirip bakmak. İçeriği okumak için değil, orada olmaması gereken bir şey var mı diye. Bu, dosyayı bir araca vermeden önce atılabilecek en ucuz adımdır.
İkinci alışkanlık daha eskidir ve yapay zekâdan bağımsız olarak zaten geçerlidir: bir dilekçeye giren her karar künyesi, kaynağından açılıp okunmadıkça bir künye değil, bir cümledir. Bu, aracın türünden bağımsız olarak özen yükümlülüğünün kendisidir. Yukarıda anlatılan Türk dosyasında tartışma konusu olan şey de buydu — var olmadığı ileri sürülen bir Anayasa Mahkemesi kararı.
Üçüncüsü sınırla ilgilidir: müvekkil verisi taşıyan bir belgenin nereye gittiği bilinmiyorsa, o belge oraya gitmez. Bu, gömülü talimat riskini de kendiliğinden daraltır; çünkü aracın erişemediği veriyi hiçbir talimat dışarı çıkaramaz.
Son söz
Bu yazının konusu, hukukun henüz karşılamadığı bir fiil. Türk mahkemelerinde kararı yok, ceza hükümlerinin lafzı tam oturmuyor, Borçlar Kanunu'nun yardımcı kişi tanımı bir yazılımı kapsayacak biçimde yazılmamış. Ama fiil iki ülkede işlendi ve ikisinde de mahkeme yaptırım uyguladı.
Boşluğun kapanmasını beklemek gerekmiyor; çünkü asıl koruma zaten mevcut hükümlerin içinde duruyor. Dürüstlük kuralı, özen yükümlülüğü ve doğrulama ödevi bir aracın ne yaptığından bağımsız olarak avukatı bağlar. Gömülü bir talimatın işe yaraması için önce birinin denetimi bırakması gerekir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Yazıda anılan yabancı mahkeme kararları kamuya açık kaynaklardan aktarılmıştır ve Türk hukuku bakımından bağlayıcı değildir.